Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

Gölcük merkezli 1999 depreminin ardından İzmir’e uzanan bir hikâye. O gece 03.02’de sarsıntının yarattığı enkaz, insanların hayata tutunma çabalarını yeniden şekillendirdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda görevli dört itfaiye görevlisi, olayın ilk anlarından itibaren mesleklerini en ağır sınavla sınadı. Günlerce dinlenmeden, ailesinden haber alamadan başkalarının yaşamlarına ışık tutmaya çalıştılar. O günler, hafızalarda tütelenen seslerle dolu kaldı: “Çaresizlik insanı yıpratıyor” sözleriyle tanımlanan deneyimler, yıllar geçse de unutulmadı.

52 yaşındaki Ali Hikmet Küçükgül, Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grubu’nda amirlik yaparken o depremde iki memurluk yılı dolmuştu. Gece nöbetindeyken deprem haberini aldı ve erken saatlerde Gölcük’e yöneldi. Yaklaşık 13 gün boyunca bölgeyi etkisi altına alan çalışmalarda, bir hafta sürecek ağır bir enkaz operasyonunda görev aldı. Dinlenmeden verdiği mücadele sonrası 14 kilogram verişini hatırlıyor: “Enkazdan yükselen çığlıklar ve çaresizlik beni yıprattı.”

Bir baba, anne ve küçük bir kız çocuğu üzerine çöken evin fotoğrafı gibi kalan anlar, Küçükgül’ün zihninde silinmiyor. Enkaz başında uzun süreler boyunca gözyaşı dökmesi, onun da bir baba olması nedeniyle yaşadığı derin bir sarsıntıydı. Deprem sonrasında televizyon karşısında altı ay boyunca uzunca bir süre televizyondan uzak kaldığını ifade ediyor; deprem görüntüleri karşısında kanalı değiştirmek bile bugün hâlâ kolay değil. “İzmir’de böyle bir enkazın bizim evimizin yakınında olması halinde, benim de sevdiklerim nasıl etkilenirdi?” sorusu ise hâlâ cevap bekliyor ve acıyı derinleştiriyor.

Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

“ENKAZ BAŞINDA ÇOK OTURUP AĞLADIM” dediği anlarda, başka bir sahne ise bu mesleğin duygusal yükünü özetledi: bir enkazda ebeveynler ve çocuklar arasındaki bağlar koparken, ailesinden haber alamamak ve çaresizlikle yüzleşmek. Altı ay boyunca televizyon izleyemediğini ve deprem görüntülerinde bile kanalı değiştirdiğini ifade eden Küçükgül, bu deneyimin kendisini nasıl değiştirdiğini şu sözlerle özetliyor: “Çünkü zihnimde hâlâ yanıtını bulamadığım bir soru var.”

“BİR ENKAZ YOKTU, YIKILMIŞ BİR MAHALLE VARDI” Đtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde amir olan 33 yıllık itfaiyeci Bülent Yanaşık da deprem anında farklı bir tabloyla karşılaştı. Eşinin yeni evliliğini ve balayını henüz yaşamamış olması, yaşadıkları süreçte duygusal bir yük daha ekledi. Gölcük’teki ilk müdahale sırasında gördüğü gerçeklik, hazırlandıkları senaryoların çok ötesindeydi: Enkaz yerine yıkılmış bir mahalle ve insanların sevdiklerini enkazın altında arayan yüzlerce kişi. Yanaşık, uğraşın ve bekleyişin ne kadar ağır olduğunun altını çizerek, “Bir can kurtarmaya odaklanıyorsunuz; fakat dinlenmeye vakit bulamıyorsunuz” diyor. Evine dönünce sakal ve kilo kaybını fark ettiğini, uyku düzeninin aylarca normale dönmediğini hatırlıyor. Şu an bile o görüntüler zihninde canlı; “Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın” diye ekliyor.

Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

“İLK BAKTIĞIMDA BİR TABLO GİBİ GELDİ” Abdül Duyulur için 17 Ağustos’un kişisel bir anlamı daha var: eşinin hamile olduğu dönemde bölgeye gidiyor ve 17 Eylül’de kızları dünyaya geliyor. Tüpraş’taki yangına müdahale için gittiği Derince’de gördüğü manzara hayatının dönüm noktası oldu. Üçüncü günün sonunda Gölcük’te enkaz çalışmalarına başlıyor; ilk bakışta gördüğü tablo karşısında “Bu kadar enkazı nasıl kaldıracağız?” diye içinden geçirdiğini anlatıyor. Birinin kurtarılmasına çaba gösterirken, başka birinin yaşamını yitirişiyle karşılaşıyor ve yıllar sonra da bu anın izleriyle yüzleşüyor. “Birini canlı kurtarmak dünyalara değişilmez; ölenleri çıkarmak da en ağır görevlerden biri.”

“KAPALI ALANA GİREMEDİM” Mümin Yavuz ise 36 gün evliliğini tamamlamadan deprem bölgesine atiliyor. Çınarcık’ta 12 gün süren görevde, insanlar itfaiyecilerin kollarına sarılarak yakınlarını kurtarmalarını istiyordu. Canlı kurtardıkları bir kız çocuğu olsa da, çoğu zaman enkazlardan yalnızca cansız bedenler çıkarmak zorunda kaldılar. Şimdi iki çocuk babası olan Yavuz, deprem sonrası ailesini de bu felakete hazırlama fikriyle hareket ediyor. Evlerinde deprem tatbikatları yapıyor, güvenli alanlar ve çanta hazırlıklarını birlikte belirliyorlar. Kokuların travmasını da yaşadıklarını ifade ediyor; kapalı alanlardan kaçma isteği, dört duvarın üzerinize çökeceği hissiyatı hâlâ zihninde. Bu deneyimler, ailelere hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti.
Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

Gölcük’ten İzmir’e Sesler: Depremin İtfaiyeci Kahramanlarıyla Yüzyıllık İzleri

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar