İzmir’in Yaşamsal Suyu İçin Dijital Devrim: Tuzlanmaya Karşı Erken Uyarı Ağını İnşa Eden Büyük Yeni Proje
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) arasındaki iş birliği, kent su güvenliğini güçlendirmek amacıyla dev bir adımla sahneye çıktı. Avrupa Birliği finansmanıyla hayata geçen ve kıyı bölgelerinde artan tuzlanma riskine karşı erken uyarı mekanizması kurmayı hedefleyen proje, alt yapı sensörleriyle yeraltı suyu akımlarını anlık olarak izlemeyi, verileri dijital platformlarda toplu halde analiz etmeyi ve karar vericilere hızlı, güvenilir bilgiler sunmayı amaçlıyor. Başlangıç toplantısı Havagazı Fabrikası’nda yapıldı ve Kent yönetiminden akademisyenlere kadar pek çok paydaşın katılımıyla geniş kapsamlı bir vizyon ortaya kondu. Bu kapsamdaki çalışmalar, yalnızca suyun miktarıyla sınırlı kalmayıp, kalitesinin korunması ve uzun vadeli iklim adaptasyonunun güçlendirilmesi açısından da kritik önem taşıyor.

Proje kapsamında, Bergama’dan Selçuk’a uzanan kıyı şeridindeki akiferler çevrim içi izleniyor. Özellikle deniz suyunun yeraltı suyu rezervlerine karışarak tuzlanma riskini tetikleyebileceği bölgelerde erken uyarı mekanizmaları kuruluyor. Kıyı ilçelerinde 1600 kuyudan 318’inin bu risk bakımından öncelikli olarak izlenecek kuyular arasında olması, sahadaki farkındalık ve müdahale kapasitesinin güçlendirilmesini ön plana çıkarıyor. Dijital izleme altyapısı sayesinde, tuzlanma başlangıç aşamalarında tespit ediliyor ve yönetim kararları hızla alınabiliyor. Bu sayede içme suyu kalitesinin bozulmasıyla ilgili krizler önlenebiliyor ve vatandaşların güvenli suya ulaşımı korunuyor.
İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Akdeniz havzasının iklim değişikliği nedeniyle karşı karşıya kaldığı baskıları hatırlatarak yeraltı sularının korunmasının hayati önemde olduğunu vurguladı. Proje, dijital teknolojiyi yeşil ve toplumsal dönüşümle bir araya getirerek ekolojik bir dönüşümün ilham kaynağı haline geliyor. Türkiye’nin su stresi bağlamında daha sürdürülebilir bir yol haritasına ihtiyacı olduğunu belirten Baran, tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 30’unun yeraltı suları olduğuna dikkat çekiyor. Bu net oran, kurumların su yönetimini yeniden yapılandırması gerektiğini gösteren somut bir veri olarak öne çıkıyor.

KRİZİ AKILLA VE BİLİMLE YÖNETEBİLİRİZ başlığı altında yapılan sunumlarda, bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımın önemine vurgu yapıldı. Dr. Levent Yıldır, Türkiye’nin yıllık kullanılabilir su miktarının 2000’li yılların başında 1.600 metreküpten 2024 itibarıyla 1.300 metreküpe gerilediğini, 2050’de ise 1.200 metreküp seviyesine düşmesinin beklendiğini aktardı. Bu gidişatın su strese yaklaşan ülkeler sıralamasını güçlendirdiğini belirtti. Ancak tek başına su miktarını azaltmak yerine, akıllı yönetim ve dijital izleme ile riskleri erken aşamada saptamanın, talep-kaynak balansını optimize etmenin ve altyapı dayanıklılığını artırmanın mümkün olduğunun altını çizdi.
İYTE Rektörü Baran, yeraltı sularının korunması için teknolojiyi toplumsal fayda için kullanmanın gerekliliğini ifade etti. Projede, sensörler aracılığıyla elde edilen verilerin işlenmesi ve karar destek sistemleriyle belediye ve kamu otoritelerinin hızlı müdahale edebilmesi sağlanıyor. Ayrıca bu dijital altyapı, kuraklıkla mücadelede kayıp-kaçakla mücadelede yeni bir araç olarak da değerlendiriliyor. Projenin bütçesi toplamda 1 milyon Euro olup, AB’nin Türkiye İklim Değişikliği Hibe Programı kapsamında desteklenmektedir. Bu desteğin, tuzlanma riskinin önceden tespit edilmesi, akiferlerin güvenliğinin sağlanması ve iklim değişikliğine uyum politikalarının güçlendirilmesi açısından kilit bir rol oynaması bekleniyor.

İzmir’in iklim krizine karşı dirençli bir kent olması hedefiyle yola çıkan çalışma, kuraklıkla mücadele bağlamında yeni su kaynaklarının devreye alınması, kayıp-kaçakla mücadele ve kademeli tarife gibi uygulamaları da destekliyor. Proje, yalnızca teknik bir altyapı çalışması olarak kalmayıp, sosyal ve yönetsel dönüşümü tetikleyecek bir ekosistem kurmayı amaçlıyor. Böylelikle vatandaşlar için güvenli, temiz ve sürekli su teminini sağlamanın ötesinde, sürdürülebilir bir gelecek vizyonunun da kapılarını aralıyor.