Yerel Güç, Küresel Eylem: Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği COP31’de Geleceği Şekillendiriyor

Yerel Güç, Küresel Eylem: Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği COP31’de Geleceği Şekillendiriyor

İklim krizi yalnızca bir çevre sorunu değildir; sağlık, kentleşme ve sosyal adaletle iç içe geçmiş bir meydan okumadır. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği (TSKB) ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, COP31 için hazırlıklarını sürdürürken yerel yönetimlerin uluslararası arenada nasıl görünürlük kazanacağını, kentlerin dayanıklılığını nasıl güçlendireceğini ve yeni iş birliklerini nasıl kuracağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Üye belediyelerin 150’yi aşkın ölçeğiyle ortaya koyduğu projeler, kalıcı çözümler üretmeyi amaçlıyor ve küresel diyalogların merkezi haline geliyor. Bu süreçte yerel deneyimler, uluslararası platformda karşılık bulacak; kentler arasındaki bilgi ve deneyim aktarımı, iklim taahhütlerinin hayata geçmesini hızlandıracak önemli adımlar olarak görülüyor.

Cop31’in temelleri, yerelden küresele uzanan bir köprü kurmaktır. Yerel yönetimlerin sesini dünyaya duyurmaya odaklanan birliğin Genel Sekreteri Gökçe Başkaya, bu hedefin yalnızca sembolik bir dille değil, somut paylaşım ve işbirlikleriyle destekleneceğini vurguluyor. Hedef, üye belediyelerin karşılaştıkları sorunları, belediye başkanlarının uyguladığı çözümleri ve kentlerin sağlıkla dayanıklılığını güçlendiren politikaları geniş kitlelere aktarmaktır. Bu çerçevede COP31, bir yandan kentler arası bilgi akışını hızlandırırken bir yandan da yeni ortaklıkların doğmasına olanak tanıyacaktır.

“Yerelin sesini tüm dünyaya duyurmak istiyoruz” sözleriyle özetlenen yaklaşım, yalnızca iklim odaklı bir konferansın ötesine taşar; sağlıklı kentler, akıllı şehirleşme, yeşil ve mavi altyapı projeleri ile toplumun her kesimini kapsayan bir eylem planına dönüşür. TSYB, 150’nin üzerindeki üye belediyesinin deneyimlerini toplayıp uluslararası arenaya taşıyacak; bu da ülkeler arası karşılaştırmalı öğrenme, ortak standartlar ve ortak çözümler üretme potansiyeli yaratır. Hazırlık süreci boyunca belediyeler, çerçeve raporları ve yerel en iyi uygulamalarını paylaşarak COP31’e zengin bir bilgi setiyle giriyorlar.

Uluslararası iş birlikleri açısından bakıldığında, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Sağlıklı Kentler Ağı ile Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği arasındaki diyaloglar hız kazanıyor. Başkaya, bu temasların COP31 özelinde yeni ortaklıklar kurma ve mevcut ağları güçlendirme yönünde bir katalizör görevi göreceğini ifade ediyor. Planlanan iş birlikleri arasında WHO, Sürdürülebilir Kentler Birliği, Türkiye Belediyeler Birliği ve UCLG gibi küresel kurumlarla kurulan temaslar yer alıyor. Konferansta bu ağlar üzerinden ortak projeler, bilgi paylaşımı ve teknik destek mekanizmaları hayata geçirilecek; amacı, yerel yönetimlerin iklim krizi karşısında daha dayanıklı toplumlar kurmasına katkı sağlamaktır.

Gençler ve kadınlar da COP31’nin önemli temaları arasındadır. Başkaya, gençlerin ve kadınların sesini güçlendirmek için hazırlanan COP Youth ve COP Woman programlarının, iklim adaleti ve kapsayıcı kalkınma hedeflerini destekleyeceğini belirtiyor. Sosyal İklim Derneği ile yürütülen gençlik odaklı çalışmalar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katılımlarıyla çeşitli şehirlerden gelen gençlere ulaşmayı amaçlıyor. Bu çerçevede yerel iklim konferansları, gençlerin taleplerinin ilgililerin dikkatine sunulmasını ve karar alma süreçlerine dahil edilmesini sağlıyor.

Beş ana başlık öne çıkıyor ve bu başlıklar, oturumlar aracılığıyla yerel düzeyden küresele taşınıyor: Yerel iklim konferansları, Tek Sağlık (One Health) yaklaşımıyla sağlık ve ekosistem ilişkisi, aşırı sıcakların sağlığa etkileri, gençler ve iklim adaleti. Bu başlıklar, yerel paydaşlardan başlayıp uluslararası aktörlere uzanan bir etkileşim ağı kuruyor. Örneğin, 9–18 Kasım arasında Mavi Bölge ve Yeşil Bölge’deki oturumlarda yerel diyaloglar, sağlıklı kentler ve kapsayıcı direnç konuları üzerinde durulacak. Hatta 9 Kasım’da ICLEI Avrupa ile birlikte “İklim Eylemi İçin Yerel Diyaloglar” ve Sağlık Bakanlığı Pavyonu’nda “Sağlıklı ve Dirençli Kentler İçin Yerel İklim Konferansları” gibi oturumlar, kentlerin koruyucu sağlık ağlarını güçlendirecek pratik çözümler sunacak.

Tek Sağlık yaklaşımı, kentlerin iklim eylemlerini sağlık, hayvanlar ve çevre arasındaki etkileşimle bütünleştirmeyi hedefler. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin liderliğinde ve Türkiye Belediyeler Birliği’nin ortaklığıyla yürütülen panel, uluslararası konukların da katılımıyla zenginleşecek. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, Kocaeli Üniversitesi ve Cork kentinden konuklar, birden çok perspektifi bir araya getirerek kentlerde uygulanabilir sağlık odaklı iklim çözümlerini tartışacaklar. Aynı gün İzmir Hub’da beş üniversitenin katılımıyla “İklim Eylemi için Tek Sağlık” paneli, sağlık ve çevre arasındaki etkileşimi somut örneklerle görünür kılacak.

Sıcak hava dalgalarının toplumsal etkileri, özellikle yaşlılar, hamileler, bebekler ve kronik hastalığı bulunanlar için ne kadar tehlikeli olabileceğini COP31 programı boyunca hatırlatıyor. Kentler, erken uyarı sistemleri, serinleme alanları ve yeşil altyapı ile bu riskleri azaltmak için somut adımlar atıyor. Başkan Tugay’ın 9 Kasım’da yapacağı konuşma, Uluslararası paydaşlarla görüş alışverişini güçlendirecek; Dünya Sağlık Örgütü, Wellcome ve Dünya Ekonomik Forumu temsilcileriyle yapılacak oturum, sıcak havanın sağlık üzerindeki etkilerini azaltmaya yönelik stratejileri masaya yatıracak.

Gençlerin iklim politikalarındaki rolü de COP31’nin önemli bir odak noktasıdır. Çocuk ve Gençlik Pavyonu’nda yapılacak toplantılar, gençlerin yerel iklim politikalarına ilişkin taleplerinin nasıl hayata geçirilebileceğini tartışacak. Ayrıca ICLEI Japan tarafından düzenlenen Gençlerle Diyalog semineriyle farklı ülkelerden gençler arasında gerçek gönüllülük ve katılım örnekleri paylaşılacak. İzmir ve Türkiye’den gençler, Fukushima çalışmaları ve diğer uluslararası deneyimlerden öğrenerek kendi topluluklarında uygulanabilir çözümler geliştirecekler.

İklim adaleti ve kapsayıcı dirençlilik ise toplumsal yapının güçlendirilmesine odaklanan bir akıştır. İzmir Hub’daki ICLEI Avrupa iş birliğiyle düzenlenecek panel, iklim adaleti ilkelerini topluluklar bazında nasıl hayata geçireceğimizi gösteren bir vitrin görevi görecek. Ayrıca 17 Kasım’da Mavi Bölge’de yapılacak Topluluk Öncülüğünde Dayanıklılık oturumu ve 18 Kasım’daki İklim Adaleti ve Kapsayıcı Dirençlilik paneli, farklı kesimlerin katılımıyla karar alma süreçlerini zenginleştirecek. Bu kapsamda Antalya Bilim Üniversitesi’nde 15 Kasım’da icra edilecek panelde madencilik, enerji ve ulaşım gibi sektörlerin iklim krizine etkileri ele alınacak; kırsal dirençlilik politikalarının nasıl güçlendirileceği tartışılacak.

Sonuç olarak, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği COP31’e yönelik çalışmalarını derinleştirdikçe, yerel yönetimlerin karşılaştıkları zorluklar daha görünür hale geliyor ve bu zorlukları aşmak için küresel dayanışma güçleniyor. Sağlık, gençlik, iklim adaleti ve topluluk temelli dirençlilik alanlarında kurulacak yeni ortaklıklar, kentleri daha dirençli ve kapsayıcı toplumlara dönüştürmeye odaklanacaktır. COP31 süreci, yerelden küresele uzanan bir öğrenme ağını tetiklerken, her kentin kendi özgün koşullarında uygulanabilir çözümler geliştirmesine olanak tanıyacaktır.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar