Zamanın İzleri: İlber Ortaylı’nın Kütüphanesinde Büyüyen Anılar ve İzmir’in Şefkati

Zamanın İzleri: İlber Ortaylı’nın Kütüphanesinde Büyüyen Anılar ve İzmir’in Şefkati

İzmir’in nabzını hisseden Kültürpark’taki bir gün, geniş ve sessiz odalarda yankılanan kitap kokusuyla başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen İZKİTAP-7. İzmir Kitap Fuarı, Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın adını taşıyan kütüphanede bir araya gelerek kütüphane raflarının ötesinde bir dayanışma ve paylaşımla yol aldı. Kütüphanenin kapısında buluşan ziyaretçiler, yazarın ailesiyle buluşmanın onurunu yaşarken, geçmişin derinliklerinden gelen merakın geleceğe taşıdığı umutla karşılandı. Etkinlik, sadece bir anının anlatımı değil, aynı zamanda bilgiyle kurulan diyalogun, kuşaklar arası bağların güçlendirilmesinin ve toplumsal hafızanın canlı tutulmasının simgesi oldu.

Etkinliğin kahramanları, İlber Ortaylı’nın kız kardeşi Nuriye Ortaylı ile kızı Tuna Ortaylı’dı. Onlar, kitabın sayfaları arasındaki dostluk ve merak duygusunu canlı tutarak, İzmir’deki kitapseverlerle yüz yüze bir sohbet kurdular. Kütüphanenin kapıları, Ortaylı ailesinin anlatılarının ve anılarının dinleyicilerin zihninde yeni sayfalar açmasını sağladı. Program boyunca duygular, anılar ve bilimsel tutkulu sohbetler birbirine karıştı; her geçen an, topluma ve kültüre dair yeni bir farkındalık doğurdu.

Etkinliğe katılanlar arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ve İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu gibi isimler bulunuyordu. Bu önemli konuklar, Ortaylı ailesinin paylaştığı anılar üzerinden düşünmeye, sorgulamaya ve bilgiye olan bağlılığı pekiştiren sözler sarf ettiler. Konuşmalar, bilginin yalnızca birikim değildir; aynı zamanda toplumu dönüştüren, farklı sesleri bir araya getiren ve herkesin kendi bağlamında anlam bulmasını sağlayan bir köprü olduğuna vurgu yaptı.

“Eşsiz üslubu ile toplumda büyük kabul gören bir insandı.” Bu sözler, Yıldır’ın ağzından süzülen bir minnet ve hayranlık ifadesi olarak yankılandı. Kendisi, Ortaylı’nın düşünmeye teşvik eden anlatım tarzını ve çayın dostane eşlikçisi olarak kullandığı sade, fakat etkili üslubunu hatırlatarak, onun bilgi birikimini günümüze taşıyan ve toplumla paylaşan bir önder olduğunu belirtti. İnsanları ikna eden bu üslup, sadece akademik başarıyla sınırlı kalmayan, günlük hayatın her anında hissedilen bir etkiye sahipti.

“Çok erken yaşta tarih okumaya başlamış.” Nuriye Ortaylı, kardeşinin çocukluk yıllarını ve kitaplarla olan ilk bağını anlatarak, onun için kütüphane sadece raflardan ibaret olmayan bir yaşam alanı olduğunu aktardı. İnsanların sözlerinden çok kitapların dünyasında yolculuk yapan bir çocuk olarak gördüğü İlber Ortaylı’nın, her kitabı bir harita gibi kullanarak dünyayı keşfetmesini nasıl izlediğini paylaştı. Bu küçük anekdotlar, bir bilginin nasıl bir yaşam biçimine dönüştüğünün cam gibi net görüntüsünü veriyordu: merak, disiplin ve paylaşımcılık arasındaki ince çizgi.

“Toplumda her kesimle konuşur, onların hayatını merak ederdi.” Nuriye Ortaylı’nın sözleri, İlber Ortaylı’nın kapsayıcı bir düşünce yapısına sahip olduğunu ortaya koydu. O, elitist olmayan bir entelektüeldi; farklı sosyal katmanlardan insanlarla sohbet etmekten kaçınmazdı. Anadolu’yu ve dünyayı gezen, her kesimden sesin yankısını dinleyen biri olarak, kütüphaneyi sadece kendi yaşamı için değil, kentin ortak hafızası için bir buluşma noktası haline getirdi. Bu bakış açısı, kütüphane gibi toplumsal mekanların ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyordu: Bilginin erişilebilirliği ve diyalog kapılarının açık olması, bir şehir için en büyük zenginliktir.

“Babamın İzmir’e karşı ayrı bir sevgisi vardı.” Tuna Ortaylı, babasının İzmir’e olan derin ilgisini ve bu şehrin onun için ne ifade ettiğini anlattı. İzmir’in sadece bir şehir olmadığını; bir yaşam tarzı, bir umut alanı ve farklı insanların bir arada bulunabileceği bir ortak yaşam vizyonu olarak görüldüğünü ifade etti. Babasının planları ve hayalleri, İzmir’in kütüphanesinde yaşarken daha da somut bir anlama kavuştu. Tuna, bu duygunun bugün burada bulunan herkesin kalbinde bir karşılık bulduğunu söyledi.

“Sizler sayesinde babam bunu ölmeden görebildi.” İlber Ortaylı’nın kızı, bu sözlerle toplumsal hafızanın canlılığına vurgu yaptı. Onun mirası, yalnızca eserlerinde değil, içinde bulunduğumuz günün ruhunda da hissediliyor. Kütüphane, adını taşıdığı bir büyük düşünürün yaşam sevincini ve topluma katkısını gelecek nesillere aktarabilmek için kuruldu. Bugün burada bulunan herkes, babanın eserlerinden ilham alıp kendi alanlarında yeni ufuklar çizmeye cesaret buldu.

Etkinlik boyunca katılımcılar, Ortaylı ailesine yönelttiği sorularla, onun çalışmalarını daha derinlemesine öğrenme fırsatı buldu. Programın sonunda yazar Nuriye Ortaylı, “Annem Şefika” adlı kitabını imzalayarak ziyaretçilere teşekkürlerini iletti. Bu imza, yalnızca bir hatıra değildir; aynı zamanda kitaplar aracılığıyla süregelen bir diyalogun bir halkasıdır. Beyaz Haber Ajansı kaynaklı haberle güçlenen bu anlar, İzmir’in kültürel dokusuna yeniden hayat veren bir anı olarak kayda geçti.

Bu gün, kütüphane kapılarının ardında başlayan yolculuk, kent hafızasının canlı tutulması için bir çağrıdır. Bilginin paylaşımı, farklı bakış açılarını buluşturan sohbetler ve toplumsal dayanışma duygusu,İzmir’in sanat ve kültür yaşamını zenginleştirmeye devam edecektir. İlber Ortaylı’nın mirası, yalnızca yaşarken değerliydi; bugün, onun adıyla açılan kütüphane aracılığıyla gelecek kuşaklara ilham vermeye ve düşünmeye davet eden bir yol olarak yaşamaya devam edecektir.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar