İzmir’in Tarihi Namazgah Hamamı’nda Kapsamlı Mücadelenin Perde Arkası: Vakıflar ve Belediye Savaşı Tapular Üzerinde Şekilleniyor
İzmir’in kalbi haline gelen Namazgah Hamamı ve çevresindeki tarihi miras, uzun süredir sürtüşmelere sahne olan bir süreçle şekilleniyor. Belediye’nin kontrolündeki Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi ve geçmişten gelen gasilhane olarak bilinen yapılar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün “kamulaştırma” ve “tapu devri” hamleleriyle yeniden gündeme geliyor. Bu süreçte, kentin simgesi haline gelmiş olan Namazgah Hamamı’nın mevcut sahipliği ve gelecekteki kullanımı, sadece bir mülkiyet meselesi olmaktan çıkıp kentin kültürel hafızasının korunması ve kent vizyonunun yeniden inşa edilmesi açısından kritik bir dönemeç olarak öne çıkıyor.

İlk adımlar uzun yıllara dayanan bir kararlılık ve çok katmanlı bir süreç olarak okunmalı. 2009’da kamulaştırılan yapı, 2013 yılı itibarıyla Büyükşehir Belediyesi’nin avuçları arasındaki tüm hisselerin toplamını ele geçirdi. Ardından 2018 yılında yaklaşık 1,2 milyon lira gibi önemli bir kaynak ayrılarak restore çalışmaları başlatıldı. Restore süreci, harap haldeki binanın ilk tasarımıyla uyumlu bir restore edilmesini sağlayarak kente kazandırıldı. Yapının, Agora Kazı Alanı’nı da kapsayan 63 metrekarelik arazi üzerinde konumlanması, projenin şehir planı ve tarihî dokuyla uyumlu biçimde ele alınmasını gerektiriyordu.

Yasal çerçeve ve değişen günceler 2886 sayılı Kanun kapsamında bu özel bina için ihaleye giren Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’na üç yıllığına teslim edildi. Ancak kira sözleşmesi 2025 yılının aralık ayında sona erince, belediye yeniden ihaleye çıkma aşamasındayken sürpriz bir gelişme yaşandı. 16 Mart 2026’da binanın tapusunun Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa Bin Mehmed Bey Vakfı adına tescil edildiği öğrenildi. Bu durum, kentteki mülkiyet, koruma ve kamu yararı arasındaki dengelerin ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha gösterdi.
Bu gelişmelerin ardında yatan motivasyonu anlamak için sadece hukukî işlemleri değil, şehir hafızasının korunması planını da incelemek gerekiyor. Namazgah Hamamı gibi yapılar, sadece vakıf-hükümet çatışmasıyla ele alınamayacak kadar kritik bir kültürel miras olarak öne çıkıyor. Zira bu yapının restorasyonu ve kullanımı, kentin turizmi, eğitim programları ve toplumsal belleğin inşası açısından da belirleyici bir rol oynuyor.
Gelecek vizyonu ve toplumun rolü Belediye, kamulaştırma ve restorasyon kararlarını alırken, yalnızca mimari dokuyu değil, bu dokunun kente kattığı anlamı da gözetiyor. Namazgah Hamamı, geçmişin mimarî zenginliğini günümüze taşıyan bir köprü niteliği taşıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yeni adımları, bu köprünün geleceğe taşınması için farklı paydaşların bir araya gelmesini gerektiriyor. Şehrin akademik çevreleri, sivil toplum kuruluşları ve yerel halk, süreç boyunca söz sahibi olarak karar mekanizmalarına katılımı artırabilirler. Böylece korunan miras, sadece restore edilen bir yapı olarak kalmayıp, aktif kullanım alanlarına dönüştürülerek toplumun günlük yaşamına entegre edilebilir.
Sonuç olarak, Namazgah Hamamı ve çevresindeki mülkler üzerinde yaşanan bu süreç, İzmir’in tarihine ve gelecek planlarına dair kritik bir sınavdır. Tapu devriyle başlayan ve geleceğe uzanan bu yolculuk, kentin hafızasını güçlendirecek; koruma ile kullanım arasındaki uyumu sağlayacak bir çerçeve oluşturmaya yönelik çabaların da odak noktası olacaktır. Bu süreçte herkesin fikrini, tarih bilincini ve kent sevgisini ortaya koyması, İzmir’i sadece korunan bir miras olarak bırakmayıp, aynı zamanda aktif ve katılımcı bir kent hayatına dönüştürme potansiyeline sahiptir.”