Depreme Disiplinlerarası Bakış: Risk Yönetimi ve Toplumsal Hazırlık Üzerine Aydınlatıcı Bir Çalışma

Depreme Disiplinlerarası Bakış: Risk Yönetimi ve Toplumsal Hazırlık Üzerine Aydınlatıcı Bir Çalışma

Toplumsal sorumluluk vizyonunu benimseyen İstinye Üniversitesi, Lojistik Yönetimi Bölümü’nün liderliğinde hazırlanan ve depremi çok yönlü ele alan bir çalışma olan “Depreme Disiplinlerarası Bakış”ın ortaya çıkış sürecini paylaşıyor. Bu proje, depremle mücadelede sadece teknik çözümlere odaklanmamak gerektiğini, risk ve kriz yönetim süreçlerinde multidisiplinar bir yaklaşımın gerekli olduğunu vurguluyor. Üniversitenin akademik çevresi ile toplumun ortak aklını bir araya getirme amacı taşıyan kitap, deprem okuryazarlığını artırmayı ve farkındalık yaratmayı hedefliyor.

“Risk ve kriz yönetiminde değerli katkılar sunabileceğini düşünüyorum” diyerek söze başlayan Prof. Dr. Fahri Erenel, kitabın doğuşunu şu sözlerle özetliyor: İstinye Üniversitesi’nin genç dinamikleriyle toplumun faydasına katkı üretme ideali bu çalışmanın filizlenmesini sağladı. Daha önce, afet yönetimine ilişkin bir derleme çalışması olan “Acil Durum ve Afet Yönetimine Güncel Bakış”ı birlikte hazırladık. Bu birikim sonrası, depremi birçok yönüyle ele alan bir derlemenin, risk ve kriz yönetimini daha verimli kılacağını gördüm. Rehberlik eden hocalarımızın geri bildirimleri de bu fikri güçlendirdi; bu süreçte Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş’in vizyonu ve destekleyici yaklaşımı belirleyici oldu. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Peyami Çelikcan’ın kritik anlarda sahneye girmesi ve kitabın tasarım sürecinde katkı sağlaması da projenin hayata geçişine değer kattı. Çalışmanın sahne aldığı ekip ise bu işin bir ekip işi olduğunun göstergesiydi.

“İkincisini de çıkaracağız” diyerek devam eden Erenel, kitabın okuyuculara sunduklarını şöyle özetliyor: Deprem, ülkenin farklı disiplinleri arasında bir işbirliği ihtiyacı doğuruyor. Bu yönüyle, yalnızca bir alanda uzmanlaşmış bir çalışmanın ötesine geçerek risk yönetimini kapsayıcı bir çerçeveye taşımanın önemi ortaya çıkıyor. Depremin, öncesi ve sonrası süreçlerinde birden çok disiplini bir araya getirmek, toplumun farklı kesimlerinin de bu konuları anlamasını ve katılımını kolaylaştırıyor. Ayrıca kitabın içerisine eklenen bilgilendirici metinler, depremin çok boyutlu doğasını bütüncül bir bakışla sunuyor. Zaman içinde bu çalışmaların ikinci bir bölüm halinde genişletilmesi planlanıyor ve bu süreçte farklı üniversitelerden ve kurumlardan da katkılar alınıyor.

“Depremin bir kader olmadığını görecekler” ifadesiyle, kitap okurlarına deprem riskinin yönetilebilir olduğuna dair bir güven aşılamayı amaçlıyor. Erenel, deprem önlenebilir bir olay olmakla birlikte, risk ve kriz yönetiminde gerekli önlemler alınmazsa zararların artacağını belirtiyor. Bu anlamda, deprem bilincinin toplum genelinde yükselmesi için düzenli eğitimler ve tatbikatlar kritik önem taşıyor. Gerçekçi senaryolara dayalı tatbikatların yaygınlaştırılması, toplumun her kesiminin müdahaleye hazır olmasını sağlayacaktır.

“Afetler kader değildir” deyişini hatırlatan Erenel, örneklerle deprem yönetiminin başarısızlığa yol açmaması için alınması gereken tedbirleri vurguluyor. Şili’nin deprem sonrası eğitim ve hazırlıklarını güçlendirmesi gibi örnekler, hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Erzincan depremiyle ilgili geçmiş deneyimler de teknolojik ve operasyonel altyapının önemine dikkat çekiyor ve gerçekçi senaryolarla tatbikatlar yapmanın gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.

“Deprem anında doğru davranışlar” konusunda ise vatandaşlara şu öneriler aktarılıyor: Panik yapmadan, ev ortamında güvenli alan oluşturarak koruma sağlamak; düşebilecek eşyaları sabitlemek; sarsıntı geçene kadar içerde kalmak ve ardından güvenli çıkış için plan yapmak. Geceyi geçirirken yanınıza gerekli malzemeleri almayı ve sarsıntı bittikten sonra bile hasarlı binalara yaklaşmamayı unutmamak gerekiyor. Merdivenlere koşmamak, asansör kullanmamak ve güvenli bir alan yaratmak için evde temel güvenlik önlemlerini ön planda tutmak salık veriliyor. Acil durumda çevreyle iletişimi sürdürmek için gerekli eylem planlarına sadık kalmak da önemli bir nokta.

“Koku alırsanız gaz vanasını kapatın” yönlendirmesiyle, deprem sonrası güvenlik adımları karşılık buluyor. Gaz kokusu hissedildiğinde vanaları kapatma, dışarı çıkma ve güvenli alanları tercih etme; kokunun olmadığında ise elektrik, gaz ve su haricinde önlemlere devam etme öneriliyor. Acil durum çantasını yanınıza alıp, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için belirlenen toplanma noktalarına yönelmek, radio ve televizyon uyarılarını dinlemek bu sürecin ayrılmaz parçaları olarak sunuluyor. Artçı depremler bittikten sonra hasarlı yapılara girmemek, güvenliğin korunması adına dikkat edilmesi gereken bir başka önemli husus olarak vurgulanıyor.

“Deprem öldürmez, ihmal öldürür” ifadesiyle depremle ilgili bilinçli hazırlıkların ve yapılacak güvenlik önlemlerinin hayati olduğu bir gerçeğe dikkat çekiliyor. Marmara Depremi’nin ekonomik etkileri hatırlatılarak, olası İstanbul depremine karşı güçlü bir hazırlık ve planlama ihtiyacına vurgu yapılıyor. Afet yönetimi konusunda gerekli meslek edinme, ders programlarına zorunlu eklemeler yapma ve eğitimleri sürekli kılmanın önemi ayrıca ifade ediliyor. Yaşanan kayıplar, maddi ve manevi değerler göz önünde bulundurulduğunda: hazırlık sürecinin hızlandırılması ve vatandaşların güvenli hareket etmesi büyük fark yaratacaktır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar