HEMŞERİ SAVAŞI; VATAN MÜCADELESİ Mİ, GÜÇ SAVAŞI MI?

HEMŞERİ SAVAŞI; VATAN MÜCADELESİ Mİ, GÜÇ SAVAŞI MI?

VOLKAN BERBER'İN KALEMİNDEN!

ABONE OL
Mart 24, 2025 05:53
HEMŞERİ SAVAŞI; VATAN MÜCADELESİ Mİ, GÜÇ SAVAŞI MI?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Türkiye’de siyaset, çoğu zaman bir satranç oyununa benzer. Taşlar hareket eder, hamleler hesaplanır, bazen fedalar yapılır ama sonunda kazananın kim olduğu, oyunun gerçek sahibinin kim olduğuna bağlıdır. Bugünlerde bu satranç tahtasında en dikkat çeken mücadele, Karadeniz’in iki güçlü ismi; Recep Tayyip Erdoğan ve Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan “hemşeri savaşı” oldu.

Bu savaş, gerçekten vatan ve millet için mi? Yoksa sadece kişisel güç mücadelesinin bir parçası mı? Asıl önemli soru da şu: Halk bu savaşın neresinde?

Son yıllarda Türkiye’de siyasetin merkezinde halk varmış gibi görünse de gerçekte halk sadece figüran gibi kullanılıyor. Sandık geldiğinde oy kullanıp bir tarafa yönlendiriliyor ama sonra beklentiler yine hayal kırıklığına dönüşüyor.

“Hak, hukuk, adalet!” diyerek yola çıkan ve milyonları peşinden sürükleyen İmamoğlu’na destek verenlerin önemli bir kısmı, aslında neyi seçeceğini bile tam olarak bilmiyor. Hükümetin politikalarından memnun olmayan geniş bir kitle var ama bu kitlenin elinde gerçek anlamda bir alternatif var mı?

İmamoğlu, halka umut verdi, hükümete karşı yeni bir ses oldu. Ancak gerçek şu ki; kapılar yine aynı yere çıkıyor.

Halk, 20 yıl boyunca farklı hayallerle sandığa gitti. Önce ekonomik refah, sonra demokratik özgürlükler, ardından adalet için oy verdi. Ancak sonuç hep hayal kırıklığı oldu. Şimdi de bir kesim, hükümetten kurtulmak için yeni bir umut peşinde koşuyor ama yine hayal kırıklığı yaşama ihtimali yüksek. Çünkü siyasi düzen değişmeden, sadece kişilerin değişmesi halkın kaderini değiştirmiyor.

Türkiye’de siyaset, uzun süredir İstanbul üzerinden şekilleniyor. Çünkü İstanbul’u kazanan, sadece belediye başkanı olmuyor; aynı zamanda gelecekte ülkeyi yönetme iddiası taşıyor.

Erdoğan, 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak siyasette büyük bir yükseliş yakalamıştı. Bugün İmamoğlu da benzer bir yolu izliyor gibi görünüyor. Ancak fark şu: Türkiye artık 1994’teki Türkiye değil.

Seçmen artık eskisi kadar kolay ikna olmuyor ama hâlâ bir çıkış yolu bulabilmiş de değil. Bir yanda mevcut iktidarın yıllardır süren yönetimi ve halkın ekonomik sıkıntıları var, diğer yanda ise değişim vaadiyle gelen ancak “gerçekten farklı bir şey sunabiliyor mu?” sorusuna tam anlamıyla cevap veremeyen bir muhalefet var.

İmamoğlu, İstanbul’da önemli işler yaptı, ancak İstanbul sadece hizmetle değil, siyasetle de yönetiliyor. İstanbul’u kazananın ülkeyi de yönetebileceğine dair güçlü bir inanç var. Ancak bu inanç, gerçekten halkın yararına mı, yoksa sadece siyasilerin kariyer planlaması mı?

Türkiye’nin son 20 yılı, halkın hayal kırıklıklarıyla dolu. Her seçim dönemi bir umut ışığı doğdu ama sonra hep aynı sonuç ortaya çıktı. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.

Halk, hükümetin politikalarından rahatsız ama muhalefete duyduğu güven de tam değil. Sorun, sadece iktidarın değişmesi değil, yönetim anlayışının değişmemesi.

Siyasetçiler değişse de, sistem aynı kaldığı sürece halkın kaderi değişmiyor. Çünkü sorun kişilerde değil, sistemde ve anlayışta. Bugün halk, “değişim” için İmamoğlu’nu bir alternatif olarak görüyor ama gerçekten sistem değişecek mi? Yoksa sadece koltuk değişimi mi olacak?

Bu sorunun cevabını zaman gösterecek ama görünen o ki, eğer halk bilinçlenmezse, yine geçmişte olduğu gibi bir hayal kırıklığı daha yaşayacak.

ÇÖZÜM NEREDE?

Çözüm, halkın sadece “kime oy verdiğine” değil, “neye oy verdiğine” dikkat etmesiyle mümkün olabilir. Türkiye’nin sorunu, sadece bir lideri değiştirmek değil, aynı zamanda yönetim anlayışını kökten değiştirmektir.

Eğer gerçekten bir değişim isteniyorsa, o zaman halkın daha bilinçli hareket etmesi gerekiyor.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r