Denizci Türkiye: Kokular, Rüzgarlar ve Güçler Diyarı—Bir Milletin Deni̇zcilik Vizyonu
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 100. yıl dönümünde İstanbul Beşiktaş’ta yaptığı konuşmada, Türk milletinin denizlere olan köklü bağlılığını ve bu bağlılığın güncel güce dönüşmesini vurguladı. “Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur” vecizesi, bugün de aynı kararlılıkla yankılanıyor; çünkü atalarımız Karadeniz’de, Ege’de ve Akdeniz’de kurduğu deniz gücüyle yalnızca ticari faydalar elde etmekle kalmadı, aynı zamanda kültürel bir kimlik inşa etti. Bu kimlik, bugün Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı kutlayan topluma bir hedef değil, kutsal bir görev olarak yükleniyor.
Bir milletin denizci bilinci ile hareket eden Türkiye, tarih boyunca denizler üzerindeki egemenliğini pekiştirmekle kalmadı; aynı zamanda karaların da ötesine uzanan bir vizyonu “denizci millet, denizci ülke” olarak ete kemiğe büründürdü. 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girdiği günün üzerinden geçen yaklaşık bir yüzyıl, bu inancın somut adımlarla hayata geçirildiğini gösteriyor. Bakan Uraloğlu, bu dönüm noktasıyla birlikte kıyıların ve limanların Türk bayrağı altında Türk gemileri ve Türk firmalarıyla yönetilmeye başlamasının önemine işaret etti.
Denizlerimizi mavi vatan olarak görmek ve denizciliği milli bir sektör olarak konumlandırmak; sadece ekonomik çıkarları korumakla kalmıyor, aynı zamanda ulusal güvenlik, kültürel zenginlik ve teknolojik ilerleme için itici bir güç oluşturuyor. Bugün bu vizyon, limanlarımızdaki yatırımlar, gemi sayılarımız ve uluslararası iş birliği ağlarımızla kendini göstermekte. Türkiye, 218 adet liman tesisi, 85 faal tersane, 181 tekne imal-çekek yeri ve 65 yat limanı ile denizcilik alanında dünyadaki önemli oyunculardan biri olarak öne çıkıyor.
Gemi filosunun büyüklüğü ve nitelikleri, sadece sayısal bir başarı tablosu değil; aynı zamanda deniz taşımacılığının güvenli, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde ilerlemesini sağlayan bir ekosistemin temel taşlarıdır. 1 Ocak 2026 itibarıyla Türk sahipli deniz ticaret filomuz 2.234 gemi ve 51,8 milyon DWT kapasiteye ulaşmış durumda. Limanlarımızda ise yıllara yayılan düzenli gelişmeler, konteyner elleçleme kapasitesini küresel rekabet gücüne dönüştürüyor. Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ ve Mersin limanları geçmiş yıllarda dünyanın en yoğun konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer alırken, bu listeye Gazipaşa Yat Limanı gibi yeni tesisler de dahil edildi.
Geleceğe bakış: Kabotaj ve yat turizmi Bu başarılar ışığında, Kabotaj hatlarında yolcu ve araç taşıma kapasitesi de önemli bir hedef olarak öne çıkıyor. 2025 yılında yaklaşık 553,3 milyon ton yük, 14 milyon TEU konteyner ve 2,2 milyon kruvaziyer yolcusu rakamları, Türkiye’nin deniz lojistiğindeki gücünü net biçimde gösteriyor. 2026 ve sonrasında 120 milyon yolcu hedefine daha yaklaşıldığını görmek sevindirici. Yat limanı sayısının 65’e yükselmesi ve bağlama kapasitesinin üç kat artması, deniz turizminin devlet politikasıyla desteklendiğinin açık kanıtı.
Kabotaj alanındaki atılımlar sadece iç pazarı beslemekle kalmıyor; aynı zamanda uluslararası rekabeti güçlendiriyor. Ro-Ro hatlarının geliştirilmesi ve Doğu Akdeniz’deki etkinliğin artırılması için atılan adımlar, Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez olma hedefini pekiştiriyor. 2024 yılında Ambarlı-Trieste ve Tekirdağ-Trieste hatlarının kurulması, 2026’da ise daha fazla hatayı kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor. Bu strateji, Kara ve Deniz taşımacılığını entegre eden bir taşıma zinciri oluşturarak maliyetleri düşürüyor ve Türkiye’nin mal akışındaki rolünü güçlendiriyor.
Gemi geri dönüşümü ve istihdam Uluslararası arenada 3’üncü sırada yer alan Avrupa’da lider konumda bulunan Türkiye, gemi geri dönüşüm sektöründe de kayda değer bir güç. 84 binden fazla kişiye istihdam sağlayan bu alan, sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu olarak eski gemilerin araç gereçlerinin yeniden değerlendirildiği bir ekosistemi yaratıyor. Mega yat üretimiyle küresel arenada ikinci sırada bulunan Türkiye, gemi inşa sanayisinde yüksek nitelikli iş gücü ve ileri teknoloji kullanımıyla dikkat çekiyor. Bu başarılar, yalnızca sanayi verimliliğini artırmakla kalmıyor, denizcilik sektörünün güvenilir ve rekabetçi kalmasını da sağlıyor.
Vizyonun pratikteki yansıması, ÖTV’siz yakıt uygulamasıyla yıllara yayılan maddi desteklerde net biçimde görülüyor. 22 yıl içinde yaklaşık 21,8 milyar liralık destek sağlanmış; 2025 yılında bu destek miktarı 5,3 milyar liraya ulaşmıştır. Ayrıca 27,3 milyon dolarlık teşvik ve yeni düzenlemelerle gemi filomuzun modernizasyonu sürüyor. Ro-Ro hatlarının geliştirilmesiyle özellikle Karadeniz ve Ege ülkeleri arasındaki taşımacılık güçleniyor. 2026’da bu destekler, deniz yoluyla ticaretin payını artırmayı hedefleyen stratejik bir araç olarak konumlanıyor.
Uluslararası alanda Türkiye, 51 farklı ülke ile 65 denizcilik anlaşması imzalamış durumda. Bu adımlar, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere küresel denizcilik trafiğinin güvenliğini sağlamaya yönelik ortak çabaların bir parçası olarak öne çıkıyor. Uluslararası Denizcilik Örgütü Konseyi üyeliğinin 14. kez üst üste 139 ülkenin oyuyla sürdürülmesi, Türkiye’nin küresel denizciliğin güvenilir ortağı olduğunu net biçimde gösteriyor. Ayrıca arama-kurtarma kapasitesi ve uluslararası iş birliği alanında atılan adımlar, denizcilik güvenliği ve toplumların güvenliğini güçlendiriyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi’nin hizmete açılması da bölgesel deniz güvenliğini artıracak önemli bir adım olacak. Doğu Akdeniz’deki varlığını daha sağlam temellere oturtan Türkiye, 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümüne paralel olarak bu sistemi hayata geçirecek. Bu adım, ulusal ve bölgesel deniz trafiğini daha yakından izlemeyi, karada ve suda koordinasyonu sağlayan modern bir ağ kurmayı hedefliyor.
Sonuç olarak, Türkiye’nin denizcilik alanındaki ilerlemesi, sadece istatistiklerle değil, sürdürülebilir kalkınma, istihdam, teknik kapasite ve uluslararası iş birliği açısından da kapsamlı bir güç gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Bakan Uraloğlu’nun ifadesinde olduğu gibi, ülkenin denizlere olan güveni ve bu güveni pekiştirme kararlılığı, bugün küresel arenada Türkiye’yi güvenilir bir liman ve kilit bir oyuncu konumuna taşıyor. Bu süreçte kamu ve özel sektör iş birliği, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın da ötesinde, Türkiye’nin deniz merkezli kalkınma vizyonunu somut sonuçlara dönüştürüyor.