Bir Arpın Işığı: Şehirden Notalara Uzanan Duygusal Köprüler
Pırıltılı ışıklar altında, Milano’nun zarif sahnelerinden doğan bir sesin İzmir’in ruhunu sarışına dönüştürdüğü anlar yaşandı. Zeynep Duru Güleç, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin Küçük Salonu’nda sahneye çıktığında sadece bir konser vermiyor; kendi içsel haritasını, dünyanın farklı kıtalarından gelen melodilerle birleştiren bir köprü kuruyordu. Solo arp resitali, adeta genç bir arşın gibi, her notada dinleyiciyi daha derin bir farkındalığa taşıyan bir yolculuk oldu. Önce yankılanan tellerin titreşimleri, şehirlerin sokaklarında gezinmiş olan hafızaları canlandırdı; sonra her bir parça, salonu adeta birAAurora borealis ışığında sarmalayan renkli bir kıvılcım gibi sıçradı.
Program, bestecilerin adımlarını zamanın tozuyla değil, canlı bir nefesle geri getiriyordu. Marcel Tournier’in zarif dokunuşlarıyla başlayan akış, John Cage’in hesaplanmış kırılmaları arasındaki arasız melodik akışla genişledi. Aram Khachaturian’ın Oriental Dance’inin sıcak ritimleri, Arvo Part’ın minimalist dokuları ile karşılaşınca dinleyici, güvenli bir bank veya sabit bir rotadan çıkıp kuşkusuz bir keşif yolculuğuna doğru sürüklendi. Her eserin arkasında, yaratıcı bir öykü ve dinleyicinin zihnindeki kendi hatıraları yer alıyordu. Arp tellerinin arasından çıkan sesler, üst üste binmiş şehir seslerini arınmış bir nota haline getiriyordu.
Güleç, sahnedeki duruşuyla sadece enstrümanı değil, dinleyicinin duygularını da kontrol eden bir rehber gibi hareket etti. Hasan Uçarsu’nun “mavi ay gri, sarı gece duvar” diye adlandırdığı mekânsal imgeden esinlenen parçalar, izleyiciyi adeta bir mekanda gezinen bir rüzgârın içinden geçiriyordu. Bu eserler, klasikle güncel arasındaki ince sınırda dans eden bir köprü kurdu ve izleyiciyi, hafızalardan çıkmayan anılara götürdü.
Resitalin her anı, bir tatlı sürprizle doluydu: Marcel Tournier’in zarafetiyle başlayan yol, Nils Frahm’ın modern dokunuşlarıyla ve Ernesto Lecuona’nın tutkulu ritimleriyle yeni bir boyut kazandı. Programın sonunda uzun süre alkışlanan Güleç, tekrar sahneye döndüğünde, arşive girmiş özgün bir melodiyi daha paylaştı. Dinleyici, şaşkınlık ve hayranlıkla dolu bir sessizlik içinde eseri izlerken, her bir notanın ardında yatan duyguların evrenselliğini derinden hissetti.
Bu özel gece, sadece bir konser değil; bir şehirden doğan müzikal bir mektup olarak kayda geçti. Zeynep Duru Güleç’in arpı, dinleyicinin kalbinde yeni bir bağ kurdu ve Akdeniz’in sıcaklığını, Kuzey’in sakinliğini ve Orta Doğu’nun ritmik enerjisini bir araya getiren çok katmanlı bir anlatıya dönüştü. Güvenli ve sade bir arpa sesiyle başlayan yolculuk, sonunda duyguların en kapsayıcı haline dönüştü ve her dinleyeni kendi iç dünyasına götüren bir rehber oldu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı